Mp dinle


Yazıtepe, Banaz, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 22nd, 2008

Yazıtepe, Uşak ilinin Banaz ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Yazıtepe eski ismiyle Dolaköy’ün ismi ve kuruluşu hakkında çok sağlıklı olmamakla birlikte bazı bilgiler vardır. Köy, Bizans ve Roma dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Eski kalıntılar bu tezi doğrular vaziyettedir.

Köyün ismi eski kazası olan Sandıklı’ya uzak olduğundan uzak köy manasına gelen Dolayköy olarak anılırken daha sonra bu isim biraz daha kısalarak Dolaköy olmuştur.

Cumhuriyetle birlikte köylerin ismi değiştirilirken bu köyün de ismi Yazıtepe olmuştur. Yazıtepe olmasının sebebi ise Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk ve silah arkadaşlarının köyün bir tepesinde karargah kurup savaş planları yapmaları ve yazılar yazmalarıdır.

Köy, 1960′lı yıllara kadar Afyon ilinin Sandıklı ilçesine bağlı idi, Sandıklı köye çok uzak olduğundan Banaz ilçe olunca köy de Banaz’a bağlandı.

Kültür

KÖYÜMÜZDE KÜLTÜR VE GELENEKLER

Köyümüzün kültürü tipik bir Anadolu kültüründen farklı değildir aslında, her adet ve geleneklerimiz ufak değişikliklerin dışında öztürk kültüründen ve geleneklerinden beslenir ve kökü kaynağı burasıdır.

İnsanlarımızın genel yapısı büyüklere saygı küçüklere sevgi üzerinedir, büyükler her zaman hürmet görürdü, Köy odalarında büyüklerin sohbeti dinlenir, yarenlikler edilir, savaş ve cenk kahramanlıkları anlatılır herkes pür dikkat bu anlatılanları dinlerdi. Ne zaman televizyon denilen illet alet icat edildi ne gelenek ne kültür, nede insani değerler kalmadı.

Düğün ve evlenme geleneği,

Eskiden evlilikler genel itibariyle görücü usulü yapılırdı, kız istemeye bir büyük ile gidilir usul ve adap içinde kız istemesi yapılır, kız tarafı eğer kızı verme taraftarı ise biz bir düşünelim der yok vermeyeceklerse bizim kızımız küçük siz nasibinizi başka yerde arayın denirdi.

Söz kesilince karşılıklı poça götürme işlemleri denilen börekler ve çörekler yapılarak ziyafet verilir ve söz yüzüğü takılır.

Yazma örtme diye bir şey yapılırdı, köyde yapılan bir düğünün duvak günü yeni sözlenen kıza kaynanası yazma örter ve oğlunun nişanlısı olduğunu köylüye duyurulurdu. Daha sonra düğün hazırlıkları başlar, ilk önce “Düğün talı çıkarma” diye bir iş yapılır düğünde yapılacak ekmeklerin unu için değirmene buğday yollanırdı bu iş ise bir merasim halinde yapılır ve davul zurna eşliğinde götürülürdü. Düğün talı hususi çayırdaklı kağnı ile götürülür ve bu çayırdama sesi insanlara ayrı bir haz verirdi.

Resmi nikah için ilçeye gidilir aynı zamanda “Düğün Pırtısı” denilen elbiselik kumaş ve benzeri alışveriş işlemleri yapılırdı. Alınan malzeme sadece kumaş olur dikim işlemleri köyde terziler tarafından yapılırdı. “Pırtı Kesme” alınan kumaşlar fistanlıklar terzinin evine “gelinkız” (Gelin olacak Kız) ile beraber gidilir ve ölçüler alınır ve kesim işlemleri burada yapılırdı.

Bu işlerden sonra çeyiz hazırlıkları devam eder, düğün davetleri başlardı. Düğünler kına yakmakla başlar tam bir hafta sürerdi. “Kına Yakmak” tüm köylü kınaya davet edilir ve akşam kız evinde gelinkızın başı kınalanacaktır, kadınlar kendi aralarında oynar güler ve gecenin sonunda maniler eşliğinde kıza kına yakılır, bu bir hafta boyunca kız ve kardeşliği (gelinkıza düğünü boyunca eşlik eden arkadaşı ) genç kızların davetine gider o evden o eve sürekli davet peşindedir.

Kına yakma işlemleri genelde Perşembe günü yapılır ve bir dahaki Perşembe gelin alınırdı, düğünler dört gün olur bu dört gün boyunca düğün evinde sürekli yemek verilirdi.

Salı Davul günü

Çarşamba Çeyiz serme

Perşembe Gelin

Cuma Duvak

Düğün bu günlere riayet edilerek yapılırdı, Salı günü yani davul günü başka köylerden gelen davetliler köy girişinde tabancalarını havaya sıkarak geldiklerini düğün sahibine haber verir, düğün sahibi köyün girişine davulla beraber gider ve davetlileri karşılardı.

Çeyiz günü urganlara asılan tüm çeyizler büyük direklerle kız evinin önüne serilir sabahtan akşama kadar sergilenirdi. Çeyiz günü davulcular genelde kız evinin önünde çeyizin altında olur sürekli burada oynanırdı, Akşam çeyiz toplanır ve bu geceye kına gecesi denirdi. Akşam kadınlar kendi aralarında oyunlar çıkarırlar kızın kardeşliği erkek elbisesi giyer ve kızla beraber oyun çıkarırlardı. Erkeklerde kendi aralarında sokakta oyunlar çıkartırlar. Kış ise köy odasında oyunlar oynanırdı.

Gelin günü yine davet yemek devam eder akşama yakın kız evinde “çeyiz kağnısı çıkama” işlemi yapılırdı, kız evinden kızın çeyizleri kağnı arabasına yüklenir ve erkek evine götürülür ve evin düzenleme işlemleri yapılırdı ve bu işlemler birer merasim ve şölen havasında yapılırdı. Bu arada damadın sadaç’ı (Damat’a düğünü boyunca sürekli yardım eden arkadaşı) seymanı hazırlar köyün gençlerinden oluşan seyman alayı gelin almak için hazırdır, seymanda bir bayrakçı birkaç tane kılıçlı insan olur boyunlarında poçu dolanmış yöresel kıyafetler giyilirdi. Daha sonra davul ve seyaman eşliğinde camiye damat giydirmeye gidilir, ikindi namazından sonra camiden çıkılır ve damatı hoca tekbir ve dualarla giydirir damatla sadacı giyindikten sonra aynı ekip gelin almak için kız evinin yolunu tutarlar.

Bu arada kız evinde “Gelin başı dermek” diye bir işlem yapılır gelinin başı yöresel süslerle pullu boncuklu el işleriyle süslenir, gelin alayı gelir ve sürekli davul gelin isteme havası çalar, bu hava kız tarafını hüzne damat tarafını da sevince boğardı. Geline hediyelerin takılmasından sonra gelin tekbirler eşliğinde ata bindirilmek için aşağıya indirilir ve maniler eşliğinde ata bindirilirdi.

Gelin alayı köyü davul zurna eşliğinde dolaşır ve nihayet damat’ın evine gelir damat gelin gelmesiyle beraber tabancasını boşaltır, milletin üzerine para ve şeker saçardı. Gelin attayken bir manici bu genelde Rahmetli çekirge dayı olurdu, mani söyler “Terzilerde olur iğne, kızın beni iyi dinle, kaynanan bir tarla vermeden attan inme” kaynana ve kaynata gelir gelin için verilecek hediyeleri söyler ve gelin attan indirilirdi. Davullar devam eder akşama kadar oyunlar oynanır ve akşam yemeği ile beraber düğün dağılır. Akşam eve köyün imamı çağrılır ve gelinle damatın imam nikahı kıyılır davetliler evden gidince damatın sadacı ve birkaç arkadaşı damadı gelin odasına koyarlar bu işlemde damadın sırtını iyi bir dayak beklemektedir.

Ertesi günü duvak günüdür bu gün sadece kadınların merasimi olur ve kendi aralarında oynarlar ve öğleye kadar sürer daha sonra düğün tamamen bitmiş olur.

Bu kısa cümlelerle bir koca merasimi anlatmak mümkün değil ama özet olarak düğün merasimlerimiz böyle olurdu.

Cenaze ve ölüm merasimleri,

Ölümü yaklaşan yaşlı insanın öleceğini anlayan yakınları mutlaka köyden imam veya kuran okumasını bilen birisini çağırır ve hastanın başında sürekli kuran okutulur. Hastaya sürekli su verilmeye çalışılır veya dudakları ıslak mendille ıslatılır. Ölümü gerçekleşen hastanın çenesi bir bezle “çene çekme” bağlanır ölen kimsenin ağzı açık kalmaması için yapılır.

İmam sala verir ve ölüm köylüye duyurulur, mezar kazma işlemleri için birkaç kişi mezara gider birkaç kişi kazanlarla su kaynatmak için kazanları avluya veya evin önüne koyar.

İmam ve birkaç kişi ölen insan için ıskat ve salat işlemleri denilen devir işlemleri yapılır buna köyümüzde “Alt üst devri” denilir. Cenaze daha sonra teneşire konulur yıkama işlemlerinden sonra imam cemaatle helalleşme yaptırır ve musalla taşına gidilir ve burada cenaze namazı kılınır ve kabire konmak için salavat ve tekbir eşliğinde gidilir. Mezar hazırdır ve acel bir şekilde defin işlemleri yapılır ve imam yasin ve sureler okur ve dua edilerek taziye başlar. Sıradan herkes cenaze yakınına Hüküm Allah’ın diye taziyede bulunur cenaze yakını da dostlar sağ olsun diye mukabelede bulunur. Daha sonra cemaat dağılır ve imam cenazeye talkın yapar (Telkin) sorulan sorulara cevap vermesinde kolaylık olması için Efedimizin S.A.V tavsiyesi uygulanır. Cenaze evinde “çapa katmeri” denilen katmer yapılır mezar kazanlara ve fakirlere ikram edilir

Köylüler Akşam cenaze evine ellerinde yemeklerle taziye ziyaretine giderler, taziye ziyareti birkaç gün sürer. Haftanın ilk Cuma günü “Cumalık” denilen lokma veya lokul yapılarak camiden cıkan Cuma cemaatine dağıtılır, evlerde dağıtılan bu hayır işlemi akşama kadar sürer. Cenaze kırk günü doldurunca “Cenaze Kırkı” denilen helva yapılır ve yine Cuma cemaatine ve evler dağıtılır. Daha sonra “elli ikinci gece” si okutulur ve mevlit okutarak yine cenazenin arkasından hayır yapmaya devam edilir.

Cenaze bir yılını doldurduğunda “yıllık” denilen mevlik okutmalı bir merasim daha yapılır, ve genel yapılan işlemler bitmiş olur ama ölen insanların arkasından hayır yapmak ve sürekli kuran okumak ve okutmak dinimizin gereği ve adetlerimizdendir.

Dini merasimler,

Kültürümüzde ve geleneklerimizde dini merasimlerin yeri her zaman ayrıdır, mevlit okutmak hayır aşı denilen çocuklara verilen ziyafetler, bir çok merasim vardır.

Hacca gidecek olan insanların hacı plavı denilen bir merasimi vardır, genelde köy harman yerinde yapılırdı. Sünnet merasimleri yine sünnetin ruhuna uygun olacak şekilde mevlitle ve ziyafetle yapılırdı. Yazları Yağmur yağmadığı zamanlar yağmur duasına çıkılır taş okuma denilen 77.777 adet ayet okunarak her okunan ayetten sonra küçük çakıl taşları dile deydirilir ve bir yerde toplanır daha sonra bu taşlar tekbirler salavatlar eşliğinde köyün içinden geçen çayın en derin yerlerine dökülür ve meydanda dualar edilir, duadan sonra hazırlanan yemekler yenir ziyafetler verilirdi. Bu merasimler usulüne uygun yapıldığı zamanlar maksat hasıl olur mutlaka yağmur yağardı. Bir keresinde yemekleri bile yeme fırsatı olmamıştı ve yağmur bardaktan boşanırcasına yağmıştı.

Bayramlar,

Köyümüzde Dini ve milli bayramlara her zaman önem verilir ve tam bir bayram havasında kutlanırdı. Dini bayramlarda bayram sabahı namaz dan sonra köy odalarına toplanılır ve yemekler gelir tüm mahalle yemeklerini odada yerler ve büyüklerin elleri öpülür, bayramlaşma merasiminin büyük bir kısmı burada yapılırdı. Daha sonra herkes akrabalarına büyüklerinin yanına gider eller öpülür ve dualar alınırdı. Büyükler şeker veya para verirler çocuklar bundan büyük keyif alırlardı.

Milli bayramlarda çok çoşkulu geçer okul yönetimi bilhassa 23 nisan bayramında mutlaka tiyatro gösterisi yapar köylü ellerinde şekerler lokumlar ve bisküvilerle bayrama gelir bunlar büyük meydan sinisi üzerine boşaltılır ve bayram sonunda çocuklara dağıtılırdı.

İmece usulü çalışma,

Köyümüzde imece usulü çalışmak dayanışmanın ve kültürümüzün bir parçasıydı herkes imece yapar ve bir günde bütün işleri yapar bitirirlerdi, bu imece bazen davullu bazen tefle yapılır bu zor işler bile bayram havasında geçerdi. Köyde ahenk vardı ve küçük meseleler büyütülmez insanlar bir birine toleranslı davranır zor işleri bile kolaya çevirecek yollar bulunurdu.

Ahmet Daşlı KÜLTÜRÜMÜZ

Kültürümüzde Düğünlerin ve Düğün eğlencelerin rolü oldukça büyükdür.
Düğünlerde gençler Harman yerinde güreşler tutarlardı. Davullar çalınır,oyunlar oynanir ve Kazanlarla Pilavlar dökülerek, Dügün davetlilerine yufkalarin üzerinde yemekler verilirdi.

Sarayli tatlisi da bunlarin arasindaydi ( Yapimi: Yufka incecik acilir, Nohut kavrilmis olarak cekilir. Pekmez veya serbetle islatilir ve sonra Yufkanin ortasina yayilir oklava ile dürülür. Tepsilere dösenen dürümler firinda pisirildikden sonra üzerine tatli dökülür ve afiyetle yenilir.)

Dügünlerde kizin kardesligi, oglanin sadici olurdu. Kiz kardesligi ile beraber dügünden bir hafta öncesinden basliyarak, dügüne kadar tüm komsu ve akrabalari tarafindan yemege davet edilirdi.
Eski insanlarimizin bir cok güzel ve ilginc inanislari varmis: “Zemheri Karisi” Ayse denilen bir yasli teyzemiz köydeki Basi agriyanlarin bas agrisini ilginc bir sekilde gecirirmis; Basi agriyanlar ona gelir ve oda, evinin önündeki sivri tasin yanina hastayi oturtur ve elindeki Köpek Kafatasini bir tasa, bir hastanin basina 40 Defa tiklatirdi. Böylece Bas agrisinin gidecegine inanilirdi.
Bu arada cikikci Ummahan oglu Mehmedide unutmamak gerekiyor. Kirilan Kolu önce ceker sonrada ince Tahtalarla sikica sarardi. Hatta agabeyim Mustafanin 2 defa kirilan kolunu yerine getirdi ve allaha sükür su anda saglam.
Köyün Sihhiyasi belli dönemlerde Rahmetli Babam Caferdi. Köydeki bütün hastalarin ignesini vurur ( siringalari ben cok iyi hatirliyorum) ve hatta hastalanan Hayvanlarada bakar, gerekirse Hayvanlari Ameliyat bile yapardi.
Köyümüzün meshur hashas yaglarini Cakir Ayse Teyzemiz ve Eci Dayi cikarirdi. Her ikisininde yag düveni vardi. Yag cikdiktan sonra kalan posasida hayvanlara yem olarak verilir, bunda Küspe denilirdi.
Bayram günlerinde genclerin eglencelerinden biriside Kagni kanatlarindan besik kurmakdi. Kagni kanatlari urganla tavana baglanir ve gencler onun üzerine binerek sallanirlardi.
Köyde bitkilerle tedavi eden benim Abbas dedemdi. Bir cok bitkiyi o kadar iyi tanirdiki, verem, öksürük, ihsal, mide ve bas agrilarini bitki yöntemiyle iyilestirirdi. Tüm bitkileri önce kendi üzerinde dener ve neye iyi gelecegini böylece tespit ederdi. Bir keresinde Yilanburcu otunuda icerek deneme yaparken ot zehrli oldugundan her tarafi sismis ve kendini zor kurtarmislar Ne yazikki onun bilgilerini hicbir sekilde degerlendirip ögrenmedik. Bildiklerinin hepsini kendisiyle birlikde götürdü. Rahmetli Abbas dedem insanlari cok seven yumusak, sevimli, babacan bir dedemizdi.
Abbas Dedem el hünerleri olan birisiydi. Bircok kisinin Ayakkabisini diker, veya tamir ederdi.

Coğrafya

Uşak iline 52 km, Banaz ilçesine 21 km uzaklıktadır. Güneyinde Sandıklı’ya bağlı İhsaniye ve Davulga köyü, batısında Ayvacık, Çöğürlü ve Kavacık, kuzeyinde Düzkışla, doğusunda ise Yeşilhisar kasabası yer almaktadır.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 664
1997 658

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Halil Bunarbaşı
1999 - Sait Koç
1994 - Mehmet Çulha
1989 - Sait Koç
1984 - Mehmet Çulha (yelkovan.info)

Altyapı bilgileri

Köyde sağlık ocağı yoktur. İlköğretim okulu ve sağlık evi vardır. Ptt şubesi yoktur ancak acentesi vardır. Ayrıca köyde içme suyu ve kanalizasyon şebekesi vardır.

Comments Off

Ahmet Kaya, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 22nd, 2008

Ahmet Kaya (Malatya, 28 Ekim 1956 - Paris, 16 Kasım 2000) Türkiye, 1980 ve 1990′larda çıkardığı albümler ve verdiği konserlerle popüler olmuş, eserlerinin etkisi günümüzde de devam eden özgün (protest) müzik sanatçısıdır.

Hayatı

5 çocuklu bir işçi ailesinin en küçük üyesi olan Ahmet Kaya ilkokulu Malatya’da okudu ve müzikle ilk defa 9 yaşlarında tanıştı. Boş zamanlarında müzikle ilgilenen Ahmet Kaya, ailesinin İstanbul’a göç etmesiyle ortaöğretimden sonra bu işi profesyonelliğe dökmeye karar verdi. Uzun uğraşlar sonucu çıkardığı Ağlama Bebeğim albümünün sansürden geçmesinin gazetelere yansıması, eserin duyulmasını sağladı; bu onun için iyi bir fırsattı ve ilk albümünde büyük bir beğeni topladı.

İlk büyük patlaması ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan albüm, 1985 yılında yapılıp 1986′da piyasaya çıkan Şafak Türküsü oldu. Bu albümde aranjör Oğuz Abadan’la çalıştı.

1990′lara değin özgün çizgisinden ayrılmadı ve başı sürekli derde girdi. 1990′larda da çizgisini korumaya gayret etse de, albümlerinde piyasaya yönelik çalışmalara da yer verdi. Her albümü ayrı bir patlama yapmış, özellikle Şarkılarım Dağlara albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır. 1990′ların sonuna değin çıkardığı albümler hep listebaşı oldu. 10 Şubat 1999′da Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği ödül töreninde yeni albümüne Kürtçe şarkı koyduğunu açıkladı, bu şarkıya çekeceği klip için bir kanal aradığını söyledi. Kaya’nın “Kürtler’i tanımayanların kafasından inmeyeceğim. Ayrıca bu ödülü insan hakları adına, cumartesi anneleri adına alıyorum” sözleri üzerine törene davetli bulunanların verdiği tepki üzerine, ödül törenini terk etmek zorunda kaldı.Hürriyet, 12.02.1999 Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya’nın 1993 yılında Berlin’de Kürt İşadamları Derneği’nin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet gazetesinde yayınlanmasıHürriyet, 14.02.1999 üzerine “bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.Hürriyet, 18.03.1999 Haziran 1999′da Türkiye’den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldıHürriyet,11.03.2000, ancak yurtdışında olduğundan hapse girmedi. Bu arada Ordu Valiliği Kaya’nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı.Hürriyet, 19.03.1999

Almanya’da PKK yanlıları tarafından düzenlenen konserde ‘‘Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım’’ dediği iddia edildiği için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı.Hürriyet, 24.07.1999 PKK’nın yayın organı MED-TV’nin açılışında verdiği konserde yaptığı açıklamada hakkındaki iddiaları “Ülkeyi bölmek için değil, birleştirmek için vardık. Bunu anlamakta güçlük çektiler. Benim ülkede yaşayan 64 milyon insana şerefsiz dediğimi söylediler. Ben hiçbir halka, halklara asla şerefsiz lafını kullanmadım. Ben sadece Kürt kimliğimden beni linç etmek isteyen namussuzlara ve haysiyetsizlere burda birkez daha şerefsiz diyorum. Burda hiçbir zaman Ahmet Kaya 64 milyon insana şerefsiz dediği gibi speratif laflarla benim etrafımda toplamaya ve yıllandandır dostluk ettigim Türk halkını bana düşman etmeye çalışıyorlar, Türk halkını bana değil Türk halkını Kürtlere düşman etmek istiyorlar. Ben onların, o medyaların o üzerimde oynadıkları oyunların farkındayım bunlar soğuk savaş stratejileri. Onların o kirli savaş strajilerini bozarım, daha öncede bozdum, gene bozarım yine de bozacağım.” diyerek yalanladı.Hürriyet, 02.08.1999 Ahmet Kaya, 2000 yılında Paris’te bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir.

Ölümünden sonra , 2002 yılında Ahmet Kaya’nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği Dinle Sevgili Ülkem isimli bir albüm yapılmış , Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan (Kervan) parçasının ve klibinin de bulunduğu Hoşçakalın Gözüm(2001), Biraz da Sen Ağla (Aralık 2003) ve Kalsın Benim Davam (Aralık 2005) ve Gözlerim bin yaşında (Aralık 2006) adlarında dört albümü daha yayınlanmıştır.

Notlar

Diskografi

  • Yorgun Demokrat (1987)
  • Ağlama Bebeğim (1985)
  • Acılara Tutunmak (1985)
  • An Gelir (1986)
  • Şafak Türküsü (1987)
  • Başkaldırıyorum (1988)
  • Resitaller-1 (1989)
  • İyimser Bir Gül (1989)
  • Resitaller-2 (1990)
  • Sevgi Duvarı (1990)
  • Başım Belada (1991)
  • Dokunma Yanarsın (1992)
  • Tedirgin (1993)
  • Şarkılarım Dağlara (1994)
  • Beni Bul (1995)
  • Yakamoz (1996)
  • Dosta Düşmana Karşı (1998)
  • Hoşçakalın Gözüm (2001)
  • Biraz da Sen Ağla (2003)
  • Kalsın Benim Davam (Aralık 2005)
  • Gözlerim Bin Yaşında (Aralık 2006)
Comments Off

Biraz da Sen Ağla (albüm), mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 22nd, 2008

Ahmet Kaya öldükten sonra çıkarılan albümdür.

  1. Kürtçe açılış; söz:Gülten Kaya Hayaloğlu
  2. Bir de Sen Gitme; söz-müzik:Ahmet Kaya
  3. Halkların Kardeşliği Adına; söz:Orhan Kotan, müzik:Ahmet Kaya
  4. Oy Benim Canım; söz-müzik:Çetin Oraner
  5. Çökertme; söz-müzik:Anonim
  6. Çilli Kedi; söz-müzik:Ahmet Kaya
  7. Dağlarda Ölmek İsterim; söz:Yılmaz Odabaşı, müzik:Ahmet Kaya
  8. Niye Böyle Anne; söz-müzik:Ahmet Kaya
  9. Benden Selam Söyleyin; söz-müzik:Ahmet Kaya
  10. Jilet Yiyen Kız; söz:Atilla İlhan, müzik:Ahmet Kaya
  11. Sensiz Yaşayabilmirem; söz-müzik:Şenel Önaldı
  12. Nenni Bebek; söz-müzik:Anonim
  13. Selam Ederim Halkıma…; söz:Orhan Kotan
Comments Off

Eurovision’da Türkiye, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 22nd, 2008

Eurovision’da Türkiye.Türkiye, Eurovision’a 1975 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Semiha Yankı ve şarkısı Seninle Bir Dakika ile katılmıştır.

Yarışma ve Türkiye

1973′te Türkiye’nin yalnızca izleyici olarak tanıdığı Eurovision Şarkı Yarışması’na 1975′te TRT tarafından katılma kararı alındı. Türkiye elemeleri başlamadan, bahsekonu yarışma ülke gündeminin birinci sırasına yerleşti.

Türkiye, zor bir dönem yaşıyordu. Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından kendisini dünyadan soyutlanmış ve yalnız hisseden Türkiye, bir moral çıkışı bulmuştu. Sokakta, evlerde, işyerlerinde, kahvelerde, her yerde Eurovizyon konuşuluyordu. Yorumlar yapılıyor, bahisler tutuluyordu. Ambargo, şiddet, ekonomik sıkıntılar ve yoklukların önemi birden bire azalmıştı.

Türkiye’nin Eurovision’a katılmaması gerektiğini savunanlar da çıkıyordu. Bu yönde gelen tepkilerin en ilginci Dışişleri Bakanlığı kaynaklıydı. Bakanlık, Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmanın, “Türkiye’nin tanıtımı açısından yararlı olmayacağı” görüşünde olduğunu açıkladı.

Yıllara Göre İstatistikler

Yıl Şarkıcı Şarkı Puan Derece Ulusal Final
1956-1974 katılmadı
1975 Semiha Yankı Seninle Bir Dakika 3 19/19
1976 katılmadı
1977 katılmadı
1978 Nilüfer & Grup Nazar Sevince 2 18/20
1979 çekildi
1980 Ajda Pekkan Petrol 23 15/19
1981 Modern Folk Üçlüsü & Ayşegül Aldinç Dönme Dolap 9 18/20
1982 Neco Hani 20 15/18
1983 Çetin Alp & Short Waves Opera 0 19/20
1984 Beş Yıl Önce On Yıl Sonra Halay 37 12/19
1985 MFÖ Diday Diday Day 36 14/19
1986 Klips ve Onlar Halley 53 9/20
1987 Seyyal Taner & Lokomotif Şarkim Sevgi Üstune 0 22/22
1988 MFÖ Sufi 37 15/21
1989 Grup Pan Bana Bana 5 21/22
1990 Kayahan Açar Gözlerinin Hapsindeyim 21 17/22
1991 İzel,Reyhan Karaca,Can Uğurluer İki Dakika 44 12/22
1992 Aylin Vatankoş Yaz Bitti 17 19/23
1993 Burak Aydos Esmer Yarim 10 21/25
1994 geçen sene son 4′e kaldığı için katılamadı.
1995 Arzu Ece Sev 21 16/23
1996 Şebnem Paker Beşinci Mevsim 57 12/23
1997 Şebnem Paker & Grup Etnik Dinle 121 3/25
1998 Tüzmen Unutamazsın 25 14/25
1999 Tuğba Önal & Grup Mistik Dön Artık 21 16/23
2000 Pınar Ayhan & Grup SOS Yorgunum Anla 59 10/24
2001 Sedat Yüce Sevgiliye Son 41 11/23
2002 Buket Bengisu & Grup Safir Leylaklar Soldu Kalbimde 29 16/24
2003 Sertab Erener Every Way That I Can 167 1/26
2004 Athena For Real 195 4/24
2005 Gülseren Rimi Rimi Ley 92 13/24
2006 Sibel Tüzün Süper Star 91 11/24
2007 Kenan Doğulu Shake It Up Şekerim 163 4/24
2008 belli değil belli değil * *

Türkiye’nin verdikleri.

  1. Birleşik Krallık, 120 puan
  2. İrlanda, 119 puan
  3. İspanya, 115 puan
  4. Yugoslavya, 80 puan
  5. İtalya, Hollanda, ve Malta, 76 puan

Türkiye’ye verilenler

  1. Almanya, 108 puan
  2. Fransa, 88 puan
  3. Hollanda, 74 puan
  4. İsviçre, 60 puan
  5. Belçika, 54 puan
Comments Off

Taiping Ayaklanması, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Taiping Ayaklanması, 19. yüzyılda Çin’i sarsan siyasi ve dinsel nitelikli ayaklanma (1850-1864).Ülkenin büyük bölümünde geniş çaplı yıkıma ve yaklaşık 20 milyon kişinin ölümüne yol açmış, Qing hanedanının (1644-1912) yıkılış sürecini başlatmıştır.

Ayaklanmanın önderi, devlet memurluğu sınavını bir türlü kazanamadığından ruhsal bunalıma giren Hong Xiuquan adlı yoksul bir köylüydü.Hıristiyanlık öğretilerinden esinlenmiş yeni bir dinle ortaya çıkarak İsa’nın kardeşi ve Tanrı’nın oğlu olduğunu, Çin’e reformlar yapmak üzere gönderildiğini öne süren Hong’un yakın arkadaşlarından Feng Yunshan, onun düşünceleri doğrultusunda, özellikle Guangxi’nin yoksul köylülerine dayanarak Bai Shangdi Hui (Tanrıya Tapanlar Birliği) adlı dinsel bir topluluk kurdu.Feng ile Bai Shangdi Hui’e 1847′de katılan Hong, üç yıl sonra yandaşlarını harekete geçirerek bir ayaklanma başlattılar.1 Ocak 1851′de Tanrısal Büyük Barış Krallığı’nı (Taiping Tianguo) kurduğunu ilan eden Hong, Tanrısal Kral (Tianwang) unvanını aldı.

Yeni dinin mülkiyette ortaklık sloganı, açlıktan kırılan birçok köylü, işçi ve madenciyi hareketin saflarına çekti.Çin’i yöneten yabancı kökenli Qing hanedanına karşı yürütülen propaganda da ayaklanmanın yayılmasında çok etkili oldu.Böylece başlangıçta birkaç bin kişilik düzensiz çetelerle sınırlı olan Taiping kuvvetleri, 1 milyon dolayında disiplinli ve fanatik askerden oluşan erkek ve kadın askerler biçiminde örgütlenmiş bir orduya dönüştü.Verimli Yangtze Irmağı Vadisini aşarak Kuzey Çin’e giren ordu, 10 Mart 1853′te Nanjing’i ele geçirmeyi başardı.Adı Tianjin (Tanrısal Başkent) olarak değiştirilen kent, bir duraklama evresine giren ayaklanmanın merkezi durumuna geldi.Bir süre sonra Qing hanedanını yıkmak amacıyla Pekin üzerine bir ordu gönderildi.Bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasına karşın, Yukarı Yangtze Vadisine düzenlenen seferde birçok zafer elde edildi.

Bu arada Taiping devlet başkanı Yang Xiuqing bütün yetkileri elinde toplamaya yöneldi.Bunun üzerine Yang ve binlerce yandaşı kılıçtan geçirildi.Yang’ı ortadan kaldıran Wei Changhui güçlenmeye başlayınca, Hong onu da öldürttü.Başka bir Taiping komutanı olan Shi Dakai yaşamından kaygı duymaya başladı ve ayaklanmaya katılanların bir bölümüyle birlikte Hong’u terk etti.

Taipinglerin Şangay’ı alarak yeniden güç kazanma girişimi (1860), Amerikalı serüvenci Frederick Townsend Ward’un, ardından İngiliz subay Charles George Gordon’un komuta ettiği, Batı silahlarıyla donatılmış Çinli paralı askerlerce engellendi.Öte yandan Konfüçyüsçülük karşıtı radikal düşünceleri nedeniyle Taipiniglere yakınlık duymayan yerel toprak sahipleri, Qing sarayı görevlilerinden Zeng Guafon’ın önderliğinde silahlı birlikler kurmaya başladılar.Bu birliklerin 1862′de kulşattığı Nanjing, uzun bir direnişten sonra Temmuz 1864′te duştu.Kentten kaçmayı reddeden Hong, intihar etti.Ülkenin çeşitli yerlerindeki Taiping direnişleri 1868′e değin sürdü.

Taiping Hıristiyan öğretisi Yeni Ahit’teki iyilikseverlik, bağışlayıcılık ve kefaret gibi ilkelere pek az yer veriyordu.Daha çok Eski Ahit’te yer alan, ibadet ve itaati emreden anlayışı vurguluyordu.Yeni dinde fahişelik, zina, ayak bağlama, kölelik, kumar, afyon, tütün ve şarap içmek yasaktı.Ordunun son derece düzenli bir örgütlenmesi vardı; askerler hem kışlalarda, hem de savaş sırasında sıkı kurallara bağlıydı.Bu kurallara uyanların öbür dünyada ödüllendirileceğine ilişkin inanç o kadar güçlüyü ki Nanjing kuşatmasında 100 bin Taiping yandaşı teslim olmaktansa ölmeyi tercih etti.

Taiping yönetimi altında Çince basitleştirildi.Erkeklerle kadınların eşitliği ilan edildi.Bütün mallarda ortaklık ilkesi benimsendi ve toprakların eşit biçimde paylaştırılmasına yönelik adımlar atıldı.Batı’da eğitim görmüş Taiping önderlerinden bazıları sanayinin geliştirilmesini ve bir Taiping demokrasisi kurulmasını öngören çok ileri düşünceler bile ortaya attılar.

Taiping Ayaklanması’yla Qing hanedanı, Çin üzerinde yeniden denetim kurmayı başaramayacak ölçüde zayıfladı.Sonraki yıllarda hem milliyetçiler, hem de komünistler bu ayaklanmanın mirasına sahip çıktılar.

Comments Off

C.Wright Mills, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Reformist ve karşılaştırmalı (mukayeseli) - tarihsel (1950′lerden sonra dışlanan) bir bakış açısına sahip, Amerikalı muhalif sosyologtur. Çatışmacı bakışla, toplumsal düzen bağlantısını başarıyla kurabilmiştir. Oy kullanmamıştır. Pozitivizme karşı çıkarak, sosyolojiye daha hümanist bakmıştır.

Marx ve Weber’den çok etkilenmiş olup; “Yabancılaşma” kavramını Marx’tan almıştır; düşünceleri ve bakış açısı, Coser ve Dahrendorf’un çatışmacı bakış açılarına da oldukça uygun düşmektedir.

“Güç” ve “İktidar” en önemli kavramlarındandır; ancak final formu olarak zora dayalı güçten çok, “Karar verme ve güç yapısı (power structure)” ile ilgilidir.

En önemli eserleri: The Power Elite (İktidar Seçkinleri), Listen, Yankee: The Revolution In Cuba (Dinle Yankee: Ve Castro’nun Tarihi Savunması), The Sociological Imagination (Toplumbilimsel Düşün), The Marxists (Marksistler)dir.

Sosyal psikolojik ilkeleri hiçbir zaman göz ardı etmemekle birlikte, bunları yapıyla ilgili sosyolojik kaygılara bağlamayı bilmiş bir kuramcıdır; eklemlendiği şey sosyal psikolojidir. Poloma’ya göre Mills; “Sosyolojik tasarım” (toplumsal tahayyül, hayalgücü,düşün/sociological imagination) çağrısı ile büyük kuramcıları (”grand theorists”) eleştirmiştir. Mills’in sosyolojik kuramında, grand teori perspektifinin yoksun olduğu 3 öğenin merkezi önemde bulunduğu görülür:

—Düşüncelerin, insan tarihinde sahip oldukları önemli yer

—Gücün (power) doğası ve bilgiyle ilişkisi

—Ahlaki eylemin anlamı ve bilginin ahlaki eylemdeki yeri

Sosyolojik imajinasyon, 3 önemli soruya cevap arar:

1)Belirli bir toplumda işler, faaliyetler nasıl örnek hale gelmektedir?

2)Bu toplumun insanlık tarihindeki konumu nerdedir? (Tarihselciliğe yaptığı vurguyla, Parsons’a tarihselci bir alternatif getirmektedir)

3)Bu toplum, ne tür insan tipi üretmektedir?

Mills’e göre, çağrıda bulunduğu “sosyolojik tasarım (imgelem)”, makroskobik ve moleküler (mikroskobik) bakış açısının bir harmanı olmalıydı:

Makroskobik: Amacı, belirli tarihi fenomen tipleri ortaya koyarak, bu fenomen tipleriyle sistematik olarak birbirine bağlanan kurumları ilişkilendirmek olan bakış açısıdır ki; Weber, Marx, Simmel ve Mannheim’ın çalışmaları, tümüyle makroskobik araştırma yollarını örnekler.

Mikroskobik: Küçük ölçekli problemler ve doğrulamada(sınama) kullanılan istatistiksel modelleri ifade (karakterize) eder.
Mills’e göre; “Sorun ve çalışmalarımızın siyasal ve toplumsal olarak önemi arttıkça, çözümlerimiz de daha az özenli ve bilgimiz daha az kesin olmaktadır”. Bu ikileme getirdiği çözüm ise; bu iki yöntem arasında mekik dokumaktır: Bu da, makroskobik düzeylerde geniş boyutlu çalışırken, mikroskobik düzeyde yeterince kanıtlayıcı veri toplayabilmek için inceden inceye çalışma olanağı sağlar.

Mills’e göre, anlamlı bir sosyolojik kuramla ilgilenip, tarih ve biyolojiyi veri kaynağı olarak kullanan sosyolog; “sosyolojik tasarım”a sahiptir. Böyle sosyologlar, anlamlı bir sosyolojik kuramla ilgilenip, iyi bir tarih ve biyoloji bilgisi ve kullanma yeteneği ile harmanlarlar. Yani sosyolog, makro düzeyde çözümler ararken, mikro seviyede olayları tasvir edici, tamamlayıcı verileri toplamaya gayret eder. Bu noktada işlevselci sosyolojiye (fonksiyonalizme), Talcott Parsons’ın üzerinden, “kuramını doğrulayıcı yeterince veri toplamadığı” hususu ile eleştiri getirir. Natüralistik sosyolojinin, fizik kurallarını sosyolojiye uygulama heveslerinde olduğunu belirtir (“Fizikçilerin doğaya ilişkin olarak yaptılarına inandıklarını, toplum ve tarihle yapmak üzere yola koyulmuşlardır”): Mills’in kuramı ise, değerlendirici ve hümanistik bir kuram özelliğindedir. Gerth ve Mills; biyolojik organizmalarının ve fiziksel yapılarının ve her kişilik yapısında rol oynayan kişinin farklı konumlanmaları nedeniyle kadın ve erkeğin eşsiz (unique) yaratıklar olduğunu söylemektedirler.

Mills’e göre insanlar doğaları gereği, davranışsal olarak irrasyoneldirler. Bu yüzden kadın ve erkekler; dürtülere, politik sloganlara ve statü sembollerine irrasyonel, duygusal tepkiler vermeye eğilimlidirler. Bu irrasyonelliği sergilemek sosyolojinin görevi olmalıdır. Bu sergileyişle tüm insanlar irrasyonel tepkiler vermeye daha az eğilimli olacaklardır (Bu sebepledir ki; Mills, güç ve siyaset üzerine makaleler yazmış,”White Collar” ve “The Power Elite” çalışmalarını yapmıştır). Sosyal bilimcilerin, sosyolojinin toplumun acil sorunlarıyla doğrudan bağlantısına ilgi duyması gerektiğini vurgulamaktadır. Bir toplum bilimcisi olarak sosyoloğun günümüzde insan yaşamının kalitesinde bir farklılık yaratmakla ilgisi olması gerektiğini düşünmekte ve sosyologları “Scientism” (bilimcilik) tehlikesine karşı uyarmaktadır. Durkheim’ın “anomi” karşısında entelektüellere biçtiği rol ve atfettiği görevler düşünülürse, bu bakımdan Mills’in Durkheim’dan etkilendiği söylenebilir.
“Toplum” ve “sosyoloji” tanımları, yapısal fonksiyonalisttir. Ancak yukarda da belirtildiği gibi; insanın irrasyonel tarafına yaptığı vurgu ile yapısal fonksiyolizmden ayrılır.

Mills’e göre;

Siyasal düzen: İnsanların, toplumsal yapıdaki güç ve otorite dağılımını ele geçirdikleri, kullandıkları ve etkiledikleri kurumları kapsar.

Ekonomik düzen: İnsanların mal ve hizmetleri üretmek ve dağıtmak için emeği, kaynakları ve teknik araçları örgütledikleri kurumları kapsar.

Askeri düzen: İnsanların meşru şiddeti örgütledikleri ve kullanımını destekledikleri kurumları kapsar.

Kamuoyu; belli bir zamanda belli bir tartışmalı durum karşısında bu sorunla ilgilenen kişi ya da kişilerin gruplarında hâkim olan kanaattir. Dolayısıyla bir toplumda tek bir kamuoyundan bahsetmek mümkün değildir; sadece savaş gibi halkın tek vücut olduğu durumlarda tek bir kamuoyundan bahsedilebilir. Kamu toplumu ve kitle toplumundaki ayrımlar ise;

Kamunun Öğeleri

1) Kamu toplumunun temel dayanağı düşüncenin özgürce açıklanabilmesidir, toplumsal hayatta bireyler düşünce ve görüşlerinin özgürce açıklayabilmektedirler. Kamuoyu da açık tartışmalarla oluşmaktadır.

2) Hiçbir kurumun, kamu üzerinde açık ya da gizli herhangi bir baskısı bulunmamaktadır.

3) Kamuoyu toplumu, kendi sorunlarıyla ilgili her sorunu protesto etmeyebilirler; protesto haklarının oluşu, özgürlük ortamının varlığı sayesindedir.

Kitlenin Öğeleri

1) Kitle toplumunun temel dayanağı ise kitle iletişim araçlarının bireyleri manipüle ederek gönderilen mesajları tüketmelerini sağlamaktır. Düşünce ve eğilimler karşılıklı dinlenebilmesine rağmen, kendini ifade edebilenlerin sayısı azdır. Kitle toplumu, güdülenmiş toplumdur.

2) İktidar, kamu üstünde baskı sahibidir(Bu da, bir toplumun kitle/kamu toplumu olduğunu gösteren ölçüttür). Bireyler yığını olarak görülen kamu; KİA (Kitle İletişim Araçları) ile biçimlenir ve KİA ile oluşturulan kamuoyunun oluşturacağı davranışlar, iktidar tarafından sürekli denetlenir. Açık ya da örtülü bir baskı mevcuttur.

3) Demokrasinin varlığı adına her konu protesto edilebilir.

Her toplum zamanla değişebilir; kitle toplumu ya da kamu toplumu halini alabilir. Mills’e göre Amerikan toplumunun gidişatı, kitle toplumuna doğrudur.
KİA’nın kullanımı ve idaresi, iktidar seçkinlerinin elindedir.

Orta sınıf hakkındaki görüşleri

Mills’e göre orta sınıf, geniş bir yelpaze olup; işverenlerle ücretli çalışanlar arasındaki tampon sınıftır, büyük ölçüde”yabancılaşma”nın pençesindedir. Marx’ı hatırlarsak, Marx’a göre;

—İnsanları hayvanlar dünyasından ayıran şey, “emek”tir.

—Kapitalist sistemin ortaya çıkardığı modern sanayi, insanlığın kendini emeğiyle ifade etmesini giderek zorlaştırmaktadır. Bir çiftçi, hasatta elde ettiği ürünle, esnaf girişimiyle, doktor iyileştirdiği hastasıyla doyuma ulaşabilir; ancak kapitalizmde sanayileşme kişisel olarak giderek daha anlamsız işler yaratmaktadır. Bu doğrultuda kişiler kendilerini emekleri ile ifade edemeklerinden, hem ortaya çıkan sonuca hem sürece, hem kendilerine hem de doğaya yabancılaşmaktadırlar. İş dünyasında yaşanan yabancılaşma, “iç dünya”ya da sirayet etmekte ve çılgınca bir eğlence anlayışını doğurmaktadır: Kişiler sentetik heyecanların peşinde, sentetik ilişkiler kurarlar; gerçek ve derin ilişkiler, rahatlamalar yaşanamaz. Orta sınıf, devamlı iktidar seçkinlerinin sahip olduğu para, iktidar ve prestijin peşindedir; ancak bunlara hiçbir zaman sahip olamayacaktır. Mills’in orta sınıf sorununa yaklaşımındaki temel kavram, Marx’ın yabancılaşma sorunudur. Mills’e göre prestijin en önemli yolu doğumdur; eğitimle de sağlanır ve eğitimin süresi, prestiji belirler.

Mills, orta sınıf işçilerinin ve hatta serbest meslek sahibinin; genelde kendi yaşamlarını kontrol edecek bir kişisel güçten ve ulusu şekillendirebilecek bir politik güçten yoksun olduklarını belirtmektedir.

İktidar seçkinleri

Mills, kuramının tarihin her dönemi için geçerli olamayacağını söylemiş olmakla birlikte; büyük ölçüde 20.yüzyıla uygun olduğu düşüncesindedir (aslında Mosca ve Pareto’nun elit teorileri ile birlikte düşünülürse, Mills’in tezi demokrasiye karşı sunulan görüşlerin antitezi, yani bir Neo-Elit kuramıdır). Mills’in iktidar yapısı çözümlemesi karamsardır; kadın ve erkeği, kaderleri elitin toplumsal eylemlerince belirlenen piyonlar olarak görme eğilimindedir.

Mills’e göre demokrasi, yurttaşlara söylenmekte olan bir yalandır ve işin aslı başkadır: Toplum, üçlü bir dikta (triviumverate) tarafından, yani siyasi-sanayi-askeri elit tarafından, üçlü bir etkileşimle (Capitol-Pentagon-Wall Street) yönetilmektedir. Bu etkileşim içindeki üçlü şema, bir “kenetli müdüriyet” (directorate) oluşturmuşlardır. Bu elitin (sermaye-iktidar-ordu üçgeninin) özellikleri ise;

—Karşılıklı değiştirilebilen roller içerir (Fabrika sahibi zengin bir işadamının, bir sonraki dönemde rahatça bakan olabilmesi gibi/Üçlü diktanın herhangi bir branşında dorukta olanlar, diğer branşa hızlı ve kolayca geçebilirler).

—Benzer sosyal geçmişlere sahiptirler.

—Hiçbir elit, tek başına güç olamaz.

—Yoksulluk, durgunluk, ekonomik bunalım ve savaş kararları, iktidar eliti tarafından verilir.

—Gizlilik içinde çalışmalarının, temel prensipleridir (ancak bunu reddetmeleri, inkâr etmeleri).

—Çok yüksek bir prestije ve teknoloji gibi istediklerinin uygulanmasını sağlayacak araçlara sahiptirler.

—Siyasal iktidar, hükümetin üst düzeylerinde yoğunlaşır.

—Günümüzde hükümet ve ekonomik sermayeyi büyük hükümetten ayırmak imkânsızdır, askeri güç ise II. Dünya Savaşı’ndan bu yana yükseliştedir. O’na göre “Amerika’da bugün askeri yapı, politik yapının önemli bir parçasını oluşturmaktadır”, “askeri kapitalizm”dir: Çünkü siyasal elitin dikkat noktası ulusal konulardan uluslar arası konulara kaymıştır, bu da büyük askeri liderlere karar verme sürecinde daha fazla söz hakkı tanımaktadır. Ekonomi ise; aynı anda hem savaş ekonomisini hem de özel şirket ekonomisini yaşamaktadır.

Bu açıdan Mills, “Equilibrium” yani “Hükümetin, çekişen çıkarlarının dengelenmesiyle düzenlenen bir çeşit otomatik makine olduğu” şeklindeki denge tezine de karşı çıkar. Amerikan sahnesindeki yakın olayların tarihsel kargaşasına bakıldığında, Mills’in siyasal elit tartışmasının tümüyle isabetli bir kehanet olduğunu söylemek mümkündür. Bütün belirtiler, toplumda iktidar paylaşılmasına ve dağılımına değil; iktidarın tekelleşmesine, toplanmasına, merkezileşmesine gidildiğini göstermektedir.

Milovan Djilas’ın “Sosyalist Toplumda Yeni Sınıf ve Tabaka” adlı eseri ve C. Wright Mills’in “İktidar Seçkinleri”, birbirlerini sosyalist ve kapitalist düzende tamamlayan iki çalışmadır. Djilas’a göre, eski sistemin bürokrat ve sosyalistleri, yeni sistemin kapitalistleri olmuşlardır.

Comments Off

Konfüçyüs, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Konfüçyüs (M.Ö.551 Shandong -M.Ö.479 Shandong), asıl adı Kongfuzi (孔夫子) olan ünlü bir Çinli filozoftur. Zannedilenin aksine bir din adamı değildir ve dinle ilgili çok fazla konuşmamıştır.

Konfüçyüs’ün düşünceleri yüzyıllar boyunca Doğu Asya’yı derinden etkilemiştir. Çin’de, Savaşan Beylikler Dönemi ya da İlkbahar ve Sonbahar dönemi denen, derebeylerinin (Savaş efendileri) birbirleriyle savaştıkları bir dönemde yaşamıştır. Dünyaya tekrar bir düzen verebileceğine inanıyordu ancak bunu başaramadı. Kendisine bu imkânı sağlamalarını istemek ve kendi fikirlerini kabul ettirmek için Çin hükümdarlarını dolaşmaya başladı. Sonunda, öğretilerini geliştirdi ve bunları para karşılığı öğretmeye başladı. İsminin sonundaki ‘Tzu’, ‘usta öğretmen’ veya ‘üstat’ anlamına gelir. Kendisine olan sonsuz güveni, öğretilerindeki mistik tutumu, gelişmiş hitap yeteneği sayesinde tarihteki en bilinen öğretmenlerden biri olmuştur.

Öğretileri yönetim ile alakalı olmakla birlikte, halk için de ciddi bir manevi sorumluluk öngörmektedir. Temelde felsefesi: ahlak, sosyal ilişkiler, politika ve adalet olarak dört ana ayağa oturur. “Oğuldan istenen babaya, memurdan istenen hükümdara, kardeşten istenen ağabeye, arkadaştan istenen de kendisine verilmelidir” diyerek, felsefesinin neredeyse tüm boyutlarını yansıtmıştır. Ciddi bir hiyerarşi ve görev dağılımı söz konusudur.

Bu felsefe zamanla Han hanedanının benimsediği Taoizm ve benzeri felsefeler arasından sıyrılarak, geniş Asya topraklarındaki hâkim felsefe, hatta din oldu. Bu akıma Konfüçyüsçülük dendi. 20. yüzyıl başına kadar Çin devletlerinde resmî din olarak kabul edildi.

Tüm düşünceleri, kendisi öldükten sonra Analekt - Konfüçyüs’tan Seçmeler denen derlemelerde toplandı. Bu derlemelerde, kendisi ve öğrencileri arasında geçen konuşmalara yer verildi. Burada yazanların çoğunun gerçekten Konfüçyüs’a ait olmadığı ama zamanla onun düşünceleri gibi kabul edildiği bilinir. ‘Büyük Bilgi’ ve ‘Ortayol Doktrini’ bu derlemelerde tüm insanlığa açıkça bildirildi.

Comments Off

Rastafarianizm, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Rastafarianizm eski Etiyopya Prensi olan Haile Selassie’yi tanrının dünyadaki yansıması olarak gören dinin ve bu dine bağlı olarak ortaya çıkmış olan inanış ve düşünce biçiminin adıdır. Marcus Garvey de bu dinin peygamberi olarak görülür. Buna karşın, ne Haile Selassie, ne de Marcus Garvey kendilerini bu dinle ilişkilendirmişlerdir. Bob Marley’nin de mensuplarından biri olduğu bu dinin kurucusu Leonard Howell olarak bilinir.

Mısır kökenli Ra dinlerinin Hristiyanlık ve Yahudilik ile karışımından oluşan bir dindir. Musa’nın asıl yol gösterdiği kutsal kavimin zenciler özellikle de Etiyopyalılar olduğunu savunur. Rastafarianizim’de kutsal vadedilmiş topraklara zion (bir anlamda cennet) denilmektedir. Rastafarianistler kendi içlerinde birçok kola ayrıldıklarından değişik inanışlara ve jah kavramına sahip olabilirler.

Bu dinin ilahileri daha sonralarıda Jamaika’da reggae müziğine kaynaklık etmiştir.

rastanın renkleri siyah, kırmızı, sarı ve yeşildir. kırmızı, yeşil ve sarı renkleri Etiyopya bayrağı,siyah Afrika halkını temsil eder. her bir rengin kendi anlamı vardır ve bunlar rastafarianlar için çok mühimdir. siyah Afrika halkını temsil eder. sarı bütün altın mücevher ve hazineler içindir. yeşil insanların üzerinde yürüdüğü dünyadır.

çoğu rastalar eski ahitinkural koyduğu yiyeceğe uygun yerler. etin sınırlı türlerini yerler. onlar kabuklu deniz hayvanı ve domuz eti yemezler. diğerleri bütün etlerden çekinirler.Nazirite yeminini kabul eden akımlardır. alkol kullanımını genellikle zararlı olarak görürler.

Comments Off

Matrax, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Başlık yazısı

Matrax, Alem FM’de Zeki Kayahan Coşkun’un sunduğu, hafta içi her gece 23.00′dan 02.00′a kadar süren, 18 Şubat 2002 tarihinden bu yana yayınlanmakta olan CUT.incir çekirdeğinin hacmini dolduran radyo programı MATRAX yazan istanbul zek ten muhammet ağgez gece 23 - 02 arası tatlım cut

== Her Kelimenin Sonunda Cut Kelimesini Kullanmaktan Nefret eden..

bSalaklığa Tahammülü olmayan..

Bornoz Kuşağını sıkı sıkıya bağlamayan..

Dimyada pirince giderken Evdeki Bulgurun yanı sıra tüm kuru gıdayı gözden çıkarmış olan..

Her elimdeki salatalık diyenin peşinden bir avuç tuzla koşmayanların…

RADYO PROGRAMIDIR… ==
/b

Comments Off

İbrahim Müteferrika, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

İbrahim Müteferrika (D. 1674 - Ö. 1745) İlk Türk matbaasının Macar kökenli kurucusu, yayımcı. Osmanlı devlet adamı ve aydını.

Bugünkü Romanya’da Erdel’in Kaloşvar şehrinde doğmuştur. 1670 ile 1674 arasında bir tarihte doğduğu kabul edilir. 1692 yılında İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonraki savaşlarda Osmanlılara esir düştü. Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında çok az bilgi vardır. Osmanlı hizmetine girdikten sonra ordunun çeşitli birimlerinde görev almıştır. Müslüman oldu ve Türkçe öğrendi. Osmanlı devletinin kanun ve yöntemlerini kısa sürede kavrayarak hızla yükseldi ve mütefferika oldu. İslâm’ın inançlarını açıklayan “Risale-i İslâmiye” adlı küçük bir kitap yazdı. 1715 yılında III. Ahmet’in bir mektubunu Viyana’ya Prens Eugene’e götürdü.

İbrahim Müteferrika’ya asıl şöhretini kazandıran matbaacılığıdır. Matbaasında bastığı ilk kitap 1729 yılının başlarında basılan Vankulu lugatı’dır. Bu matbaada basılan kitapların tarih, coğrafya, dil ve askerlik ile ilgili olduğu dikkat çekmektedir. İbrahim Müteferrika, bastığı kitapların çoğuna ilaveler ve açıklamalar yapmış, bazılarına ise notlar ve haritalar ekleyerek zenginleştirmiştir.

İstanbul’da bir basımevi kurmak isteyen Sait Efendi ile tanıştıktan sonra bu işi gerçekleştirmek için çalışmalara başladı. Sadrazam Damat İbrahim Paşa onların düşüncelerini destekledi. Önce Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva alındı. Makina ve kalıplar yurtdışından getirtildi. Yalova’da bir kağıt fabrikası kuruldu. İbrahim Müteferrika 1727 yılında ilk matbaayı açmayı başardı. İlk olarak “Vankulu Lûgatı” adında Arapça-Türkçe bir sözlük bastı. Ardından tarih ve coğrafya ilgili on altı eser daha yayımladı. 1743′te bir atama emrini götürmek için Dağıstan’a gitti. Bu yolculuğun ardından 1745 yılında öldü.

İbrahim Müteferrika’nın ölümünden sonra, matbaanın işletme izni Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ile Anadolu kadılarından Ahmed Efendi’ye verilmiştir.

Kapalı Çarşı’nın Fesçiler Kapısı ile Beyazıt Camii arasında yer alan Sahaflar çarşısında ise İbrahim Müteferrika ‘nın bir büstü bulunmaktadır.

Kaynakça

Comments Off

Bağlama, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008
  • Bağlama Hakkında Ayrıntılı Bilgi

Bağlama ya da Saz Türk Halk Müziğinde yaygın olarak kullanılan telli bir çalgı türüdür.

Yörelere ve boyutlarına göre değişik isimlerle tanınır; kopuz, cura, saz, çöğür, dombra, ikitelli, tanbura v.b.

Kullanılan tekniğe göre mızrap veya parmaklar ile çalınır. Parmaklarla çalma tekniğine şelpe ve dövme denir. Genellikle altta iki çelik ile bir sırma bam, ortada iki çelik ve üstte bir çelik ile bir sırma bam teli olmak üzere toplam 7 tellidir.

Bağlama ailesi

Bağlama, kullanım amaçlarına göre farklı tür ve boylarda çalınmaktadır. Günümüzde genellikle aşağıdaki türlerle tanınır.

  • Cura (en küçük boy)
  • Çöğür (kısa kol bağlama)
  • Tanbura (uzun kol bağlama)
  • Divan sazı (büyük boy bağlama)
  • Meydan sazı (en büyük boy bağlama, nesli tükenmek üzere)
  • Elektro bağlama (gitar manyetikleri ile donatılmış bağlama)

herşey doğru

Elektro bağlama

1960´larin sonuna dogru, bağlamanın sesini müzik yapilan mekânlarda daha çok duyurmak ve rock müziğinde de kullanabilmek için elektro bağlama Yavuz Top tarafından icat edildi. Elektro bağlamalar, bağlamanın yapısal özellikleri korunarak, içine yerleştirilen elektro gitar manyetikleriyle üretildi.

Bağlama düzenleri (Akortlar)

Halk müziğinde çoğunlukla karşılaşılan düzenler şunladır: (Parantez içindekiler, üst, orta ve alt tellerin çekilmesi gereken seslerdir).

  • Bağlama düzeni (La, Sol, Re)
  • Bozuk düzen, kara düzen (Sol, Re, La)
  • Misket düzeni (Fa#, Re, La)
  • Fa müstezat düzeni (Fa, Re, La)
  • Abdal düzeni (La, La, Sol)
  • Zurna düzeni (Re, Re, La)
  • Do müstezat düzeni (Sol, Do, La)

Bağlama Metodları

Porte üzerindeki 1’inci çizgi (Mİ) 2’nci çizgi (SOL) 3’üncü çizgi (Sİ) 4’üncü çizgi (RE) 5’inci çizgi (FA) dır. Çizginin ara boşlukları 1’inci aralık (FA) 2’nci aralık (LA) 3’üncü aralık (DO) 4’üncü aralık (Mİ) dir.

Comments Off

Show Radyo, dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 21st, 2008

Show Radyo, merkezi İstanbul’da olan, “Avrupa ve Amerika Holding”‘e bağlı ve ulusal çapta yayın yapan radyo kanalıdır. Ayrıca Türksat 2A Uydusu üzerinden de dinlenebilmektedir.

Radyo; pop müzik türü ağırlıklı olmak üzere müzik yayını, kültür ve haber programları ve naklen spor karşılaşmalarına yayın akışında yer vermektedir. Yayın hayatına başladığı günlerde İngilizce ve Fransızca yayın yapan radyo daha sonra yayın politikasını değiştirmiş ve yalnızca Türkçe sözlü müzik yayınlamaya başlamıştır.

Avrupa amerika holding çatısı altında bulunan kardeş radyo istasyonları, Radyo 5, Radyo Viva ve Radyo Nostalji; televizyon kanalı ise Cine 5′dir.

Comments Off

Ersen Dinleten, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 20th, 2008

Ersen Dinleten, Anadolu Rock’un temsilcilerinden biridir. Dadaşlar grubunun kurucusudur. Ayrıca Moğollar ve Kardaşlar grubuyla çalışmış ve dini içerikli 2 albüm de yapmıştır. Diskografisi aşağıdadır:

45likler (Ersen Ve Dadaşlar döneminden önce)

Olvido/Ak Güvercin (1969)

Unutma Sakın/Süreyya (1969)

Ternek/Haliç’te Güneşin Batışı (1970) (Moğollar’la birlikte)

Çakıl Taşları/Aşkın Rüyası (1970)

Pekiştirme/Oy Gülem (1971)

Dertli Kaval/Beni Hor Görme Kardeşim (1971) (3 Hürel’le birlikte)

Kozan Dağı/Kara Yazı (1972)

Sor Kendine/Garip Gönlüm (1972) (Moğollar’la birlikte)

Çakmağı Çak/Güneşe Dön Çiçeğim (1972) (Kardaşlar’la birlikte)

Metelik/Yine Seni Tanırım (1974) (Kardaşlar’la birlikte)

45likler (Ersen ve Dadaşlar dönemi)

Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm/Yedin Beni (1974)

Döne Sevdiğim/Derman Bulunmaz (1974)

Dostlar Beni Hatırlasın/Üç Kız Bir Ana (1975)

Gafil Gezme Şaşkın/Güzele Bak Güzele (1975)

Dostlar Merhaba/Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin (1976)

Ekmek Parası/Zalim (1976)

Gurur/Kalbimdeki Acı (1976)

Ömür Biter Yol Bitmez (Mutluluk Dünyası)/Yalvarırım Dinle (1977)

Ne Kadar Güzel/Akla Karayı Seçtim (1978)

Takma Kafana Arkadaş/Takıl Bana/Mutlu Ol Yeter/Falcı (Falcı Da Farkında) (1981)

Albümleri (Ersen ve Dadaşlar)

Dünden Bugüne (1977) (Uzunçalar)

Ersen 2 (1978) (Uzunçalar)

Bu Da Bizlerden (1979) (Uzunçalar)

Hatamızı Bilmeden Çekiyoruz (1980) (Uzunçalar)

Mucize (1981) (Uzunçalar)

Anadolu Pop (1983) (Uzunçalar)

Vatan Bizim Ülke Bizim El Bizim (1985) (Uzunçalar)

Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeği Niğde’ye (1986)

Ersen Dadaşlar 88 (1988)

Paşa Gönlün Bilir (1992)

Ersen Usta’dan Kuru Fasulye (1993)

Albümleri (Tek Başına)

Ersen Mevlana Gibi (2002)

Dönemem (2003)

Comments Off

Necati Cumalı, mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 20th, 2008

Necati Cumalı edebiyata yalın şiirlerle ve güçlü Sabahattin Ali etkileri taşıyan hikayelerle girmiş, giderek özgün bir soluk oluşturmuş usta bir Türk edebiyatçısıdır.

1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Florina’da doğmuş, ailesi 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi kapsamında Türkiye’ye göç ederek İzmir’in Urla ilçesine yerleşmiştir. Ortaöğrenimini İzmir Atatürk Lisesi’nde (1938), yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde (1941) tamamlamıştır. Ankara’da Toprak Mahsulleri Ofisi’nde (1941-1942), Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde (1945) çalışmıştır. Askerlik sonrası Urla ve İzmir’de avukatlık ve memurluk yapmıştır (1945-1957). 1957-1959 yıllarında Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’nde çalışmıştır. 1959–1963 yıllarında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yapan Cumalı, sonraki yıllarda yaşamını roman ve oyun yazarlığı ile sürdürdü. 10 Ocak 2001 tarihinde yakalandığı karaciğer kanserinden kurtulamayarak İstanbul’da hayata veda etti.

1940′lardan itibaren Varlık, Servet-i Fünun - Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde şiirler yayımlamıştır. İlk kitabı “Kızılçullu Yolu” 1943 tarihlidir. İkinci kitabı askerliği esnasında terhisine yakın geçirdiği “zehirli sıtma” hastalığı yüzünden gönderildiği hava değişikliğinde yazılmış olan Harbe Gidenin Şarkıları’dır (1945). 1945 yılından itibaren şiir, öykü, roman ve tiyatro türlerinin hepsinde birden ürün veren Necati Cumalı, zaman zaman deneme alanına da el atmıştır.

Eserleri

Şiir
1943 Kızılçullu Yolu,
1945 Harbe Gidenin Şarkıları,
1947 Mayıs Ayı Notları,
1951 Güzel Aydınlık,
1954 Denizin İlk Yükselişi (İlk üç kitabı ve yeni şiirleri),
1955 İmbatla Gelen,
1957 Güneş Çizgisi,
1968 Yağmurlu Deniz (Son iki kitabı ile yeni şiirler),
1970 Başaklar Gebe,
1974 Ceylan Ağıdı,
1980 Aç Güneş,
1981 Bozkırda Bir Atlı,
1982 Yarasın Beyler.

Hikaye
1955 Yalnız Kadın,
1956 Değişik Gözle,
1962 Susuz Yaz, (Kitaba adını veren ilk öykü Metin Erksan tarafından 1963′de beyaz perdeye aktarılmış ve büyük başarı kazanmıştır, ayrıca oyunlaştırılarak İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahneye konulmuştur (1968).
1969 Ay Büyürken Uyuyamam,
1976 Viran Dağlar: Makedonya 1900,
1976 Kente İnen Kaplanlar.

Roman
1959 (Zeliş adıyla 1971),
1973 Yağmurlar ve Topraklar,
1974 Acı Tütün,
1975 Aşk da Gezer.
… Susuz Yaz
Oyun
1959 Mine,
1959 Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri),
1969 Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar),
1969 Oyunlar III (Nalınlar, Masallar, Kaynana Ciğeri),
1969 Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol),
1973 Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası),
1981 Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte, Yaralı Geyik).

Deneme
1971 Niçin Aşk,
1976 Senin İçin Ey Demokrasi,
1982 Etiler Mektupları.

Günce
1987 Yeşil Bir At Sırtında

Ödülleri
1957 Sait Faik Hikaye Armağanı (Değişik Gözle adlı kitabıyla)
1969 Türk Dili Kurumu Şiir Ödülü (Yağmurlu Deniz adlı kitabıyla)
1984 Yeditepe Şiir Ödülü (Bütün Şiirleri I ile)

Comments Off

Köroğlu (albüm), mp dinle

Posted in Uncategorized by admin on the August 19th, 2008

Şarkılar

  1. Prolog
  2. Dinle Sözlerimi Han Oğlum
  3. Mert Dayanır Namert Kaçar
  4. Aldı Koca Bey
  5. Hoylu’nun Ölümü Üzerine Ağıt
  6. Karlı Dağların Ardından
  7. Aman Kırat Canım Kırat
  8. Kırat’a Binince Kuskun Bulunmaz
  9. Bir At Gördüm Silistre’nin İlinde
  10. Felek Aldı Devranımı, Demimi
  11. Sonsöz
Comments Off
Next Page »